Marjin bırakmayı severiz riskler ile aramıza. “safety net” diye tabir edilen o “amaaaan bu var” dediğin şeyi problematik anlarda bir sigorta gibi kullanmak stressizdir. Çünkü konfor alanı değerlidir, güvenlidir ve bir ihtiyaçtır. Ama konfor alanı aynı zamanda bir algı meselesidir de. İşte bu yüzden insanlık olarak sanayi devrimleri ve sonrasında yaptığımız şeylere bir dönüp baksak ya şu perspektif ile: Refah için ne yapıyoruz, ne elde ediyoruz?
Öncelikle dünyanın geldiği yere olan yolculuğundaki bu tasarımda akıl görevi gören kişileri tasarımlarından dolayı tebrik ederim her ne kadar tasarımından hiç keyif almasam da. Şeytani bir zeka. İnsanlara, insanların istemediği bir yere dünyayı taşıt, bunu yaparken şükran topla ve hatta insanlara yaptıkları şeylerin iyi bir şey olduğunu düşündür. En net iki örnek tam demek istediğimi anlatacaktır. Camel sigaralarının bir reklamı vardı, “doktorlar en çok Camel’ı içiyor” sloganıyla sigarayı pazarladıkları. Nestle’nin anne sütünü ikincil gıda gibi gösteren mama kampanyası. Vaov gerçekten, anne sütü ya bu nasıl insanları on binlerce yıldır süre gelen, içsel ve kendiliğinden olan bir sürece yabancılaştırabildin. Bu kampanyayı lütfen araştırın, bebek mamalarının doğduğu zamandaki veride toplumun %1’inin ihtiyacıydı. Sütü gelmeyen annelerin, süt anne bulamayanların ihtiyacıydı.
“The Good Place” adlı dizide, yaşam sonrası yolculuk ele alınıyor. Dizideki hikayede bir yerde ahiret hayatı ile ilgili bir sistemi eleştirisi var. Eleştiride bir yargıç var, bir nevi tanrı yani, dünyanın çok karmaşık ve istenmeyen sonuçlarla dolu bir yer olduğunu söylüyor, dünyaya inip kendi ufak bir zaman diliminde insan olmayı denedikten sonra. Ekolojik hayatı desteklediğini söyleyen yerden alışveriş yapıp iyi yaptım sanıyorsun, ama şirket sweatshoplar’da üretim yapıyor belki de. Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir diye bir söz var ya, elbette iyi niyet kadar aksiyonun çıktılarını da düşünmeliyiz ama nereye kadar… Bir domates bir yumurta almak için saatlerce araştırma yapmadan gerçek bir veriye, o da ulaşabilirsen, ulaşamıyorsak acaba sanki geri dönmenin vakti gelmedi mi?
İşte tam burada bir kötü haberim var. Bu yolculuğun doğasına bakarsak, kazandığı bu momentum ve insanların dünyayı algılama şekli çok kritik rol oynayacak basitliğe geri dönüşte. Geri dönüşün yakın gelecekte olması için çok radikal tehlikelerin tüm dünyayı etkiliyor olması gerek ya da şu anki manipülatörlerin karşısında aynı zeka, güce ve imkanlara sahip karşıt bir manipülatörün ortaya çıkması. Çünkü kitleleri kontrol altında tutarken temelde kullanılan şey kaygı ve korku. İnsan korkarken yani sürüngen beyin sistemi devredeyken etkin bir şekilde düşünemez. Düşünemeyen bir insana istediğini yaptırabilirsiniz.
Peki değişim başka nasıl başlayabilir diye soruyorsan eğer. Bireysel olarak başlayabilir. Hatta şimdi anlatacaklarım tam da senin için bir metot olabilir. Hani sohbetlerde sorarız ya “ bir X kişisini ne kadar iyi tanıyorsun?” diye. Bu soruyu bir ayna karşısında kendine sor. Daha sonra yaptığın şeyleri düşünürken, bunu yaparken aslında içten içe tam da ne olmasını istiyordum diye bir bak. Kendimden bir örnek vereyim. Ben lise ve üniversite zamanlarında okuldayken bir soru sorulduğunda ancak iki durumda elimi kaldırıp yanıt vermek isterdim. Birincisi eğer herkesten önce cevabı bulduysam, ikincisi ise eğer kimse yanıt veremiyor ise. Sanki sadece o zaman yanıtlamış olmak değerli olurdu gibi hissederdim. Tabi bunu çok daha sonra fark ettim o yıllardan. Aslında olmasını istediğim şey fark edilmek ve takdir görmekti. En hızlı yaparak ya da kimselerin yapamadığını yaparak takdiri hak etmek. Bunu fark ettiğimde ve bunun bir ihtiyacım olarak adlandırabildiğimde ise bambaşka alanlarda yaptığım toksik davranışların azaldığını gördüm. Çünkü bazen çok masum şeylerin altında çok farklı istekler yatıyor. Şeytani zeka buralardan beslendiği için dünyayı buraya getirebildi ve geriye dönüş bu kadar zor. Ama imkansız da değil. Bugün kendinden başlarsan değil.
Bugün kendinle ilgili yeni bir şey keşfet, kendin için yap bunu. Gerçekleşmesini istediğin dünya için…
İlk Yorumu Siz Yapın