Bir şeyleri yeniden inşa etmek gerçekten zor. Örneğin bir ilişki temelinden zarar görmüş ise tekrar sağlıklı hale getirmeye çalışanlar iyi bilir bunu. Ben hiç aldatmadım, aldatıldıysam da öğrenmedim. Ama aldatılsaydım ne yapardım üzerine çok düşündüm zamanında ve hep aynı soruya döndüm dolaştım. Neden kaynaklandı?
Ben aldatılanların da suçlu olabileceği görüşündeyim. Tabi ki, ‘o saatte orada ne işi vardı’ diyenler gibi değil. Aldatan kişinin bir ihtiyacı karşılanmadığı için aldattı bu neredeyse standart bir şey. Ama bu ihtiyaç aldatılan tarafından karşılanabilir miydi? Aldatılan bu ihtiyacı karşılamayı vaat etmiş miydi?
Hatalardan öğrenmemek en büyük hatalardandır. Çünkü aldatılanın belki de dünyası yıkıldı ve bir sonraki ilişki de aynı şeyi yaşamaması için hiçbir neden yok. Çünkü sorumluluğu hiç kendinde aramadı ve öğrenmedi.
Tabi ki aldatılanın hiç sorumluluğu olmayabilir. Bu aslında şu demek, ya aldatanın ihtiyacı zaten aldatılan ile ilgili değildi, ya da çok durumsal bir anda gerçekleşti. Hepimiz eğlence ortamlarında karar alma kapasitesi düşen ve davranışı değişen birilerini görmüşüzdür. Belki ortaya çıkan yeni insanı tanımıyor gibi bile hissetmişizdir. Hepimizin savunmasının zayıfladığı anlar var hayatta, bu illa alkol vb. şeyler ile de olmak zorunda değil, duygusal veya çevresel nedenlerle de savunmamız zayıflamış olabilir. Böyle bir anda gerçekleştiyse şayet bu talihsiz olay, belki de bu ilişkinin ve gönüllerin kentsel dönüşümü mümkündür.
Mümkün olması kolay olacağı anlamına asla gelmiyor. İstanbul’da kentsel dönüşüme girmeye çalışmak gibi, içine sinen bir yolu bul bulabilirsen. Ama bir yandan da birçok ev öyle ya da böyle dönüşüyor. Kimisi daha büyük bedeller ödüyor dönüşmesi için, kimisi ise sadece satmak için dönüştürüyor. Bence aldatılmanın yaşandığı bir ilişkiye ‘satmak için dönüştürmek’ metaforu ile yaklaşmak gerçekten yapılabilecek en büyük vakit kayıplarından olur. Çünkü neredeyse hiçbirimiz, aldatan kişiyi bir sonraki ilişkisine sıfır ev gibi teslim etmekten alacağı haz, bedeller ödeyerek yaptırdığı yeni evini satarak eline geçen değerin yanından geçmiyor. Kim kendi canını bu kadar acıtmış birinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar ki? Çok ama çok istisnai ve roman/film tadında bir senaryoya dönüyor konu…
Dolayısı ile aslında iki soru var sorulması gereken. Bu olay sonrasında ben gönlümü dönüştürürsem ve karşımdaki insan da bu dönüşüme ayak uydurursa, birlikte kalabilir miyiz? Bu dönüşümün bütün zorluklarına katlanmaya değer mi?
Bu sorulara yanıt verirken de sadece şunu aklında tutmalısın, bu dönüşüm, evim dediğin şeyin yıkılmasını, bir süre bam başka bir yerde yaşamanı ve ardında da yeni dönüşmüş evine dönmeni kapsıyor. En zoru da, her zaman döneceğin bu sıfır ev istediğin gibi hissettirmeyebilir…
İlk Yorumu Siz Yapın