İçeriğe geç

En iyi aşçı

Baştan uyarayım, bu yazımda “Lucifer” dizisiyle ilgili spoilerlar olacak. Spoiler görmek istemiyorsan durmalısın.

Lucifer dizisi şeytanın emekli olup dünyaya yerleşmesi ile başlayan yolculuğunu anlatan bir dizi. İnanın çok güzel metaforları var. Cehennemle ilgili, anı yaşamamak ile ilgili hatta olaylara o an kafamızı meşgul eden ne ise o gözlüklerle baktığımızla ilgili. Hatta, tanrının iletişimi ile ilgili. Şahsen hayatım boyunca kendimi şanslı hissettim ve başıma gelenleri bu pencereden yorumladım. Hatta halen bu zamana kadar istatistiki olarak ölmem gerektiğini düşünürüm. Bir gücün benim yanımda olduğunu hissettiğim anlar da çoktur, bu gücün ne olduğunu tanışmaya yanaşmasam bile. Nankör diyebilirsiniz, belki de adlandırmaya çalışmayarak nankörlük ediyorumdur bu hisse. 

Dizide tanrı dünyaya geldi ve oğullarıyla tekrar bağlarını güçlendirmek istiyor. Bir aile yemeği planlıyorlar ve aralarında bir insanında olduğu bir akşam yemeği yiyorlar. Yemeği tanrı yapıyor. Yiyen insan, Linda, ilk lokmada “oh my god“ diyor ve sonra tanrıya dönüp “oh my you“ diyor… Oldukça eğlenceli bir sahne değil mi? Sonrasında da bu çok lezzetli diyor Linda. Tanrıda adeta cennetten gelme gibi diyerek devam ediyor ve sırrını veriyor yemekteki, doğru miktardaki ahududu. Bu sahnede en az güldüğüm kadar düşündüm de. Yazılarımı okuduğunuza göre her şeyi sorgulayan biri olduğumu anlamışsınızdır. Kendimi yine hayatın bir şeylerini sorgularken bulmuştum kendi kafamın içinde. 

Hayatı bir yemek olarak metaforlaştırmak çok mantıklı gelmişti. Mikro ölçekte bakarsak, kendi zaman çizgimizi ele alabiliriz. Yaşam dediğimiz zaman bütünlüğünde doğru miktardaki her duygu ile en lezzetli yaşamı yaşıyor olabiliriz. Bunu çok açmaya da gerek görmüyorum, her duygunun doğru yerde doğru miktarda sağlıklı olduğu birçok yerde detaylarıyla yazıyor. Benim kafamı açan yer makro ölçek oldu. 

Makro ölçeği iki şekilde ele alalım. İlk olarak dünyayı ve dünyanın düzenini bir yemek olarak gördüğümüzde, kendimizi bu yemeğe giren 8 milyar insan bileşeninden sadece biri gibi görebiliriz, diğer hayvan ve bitkileri denkleme katmadığımızı düşünelim işleri kolaylaştırmak adına. Dünya yemeği yeterince kendimizi hissettirmediğimiz bir yemek olursa eksik olacaktır. Kendimizi dünyaya hissettirmek… Kendimizi belki duyurmak veya göstermek. Kendimizi davranışlarımızla ifade etmek… Her birimizin fazlası farklı bir tat bırakacak ve dünya yemeğinin tadını bozacak hale getirebilecektir. Bazı insanların fazlalığı çok kolay fark edilebilir, Adolf Hitler gibi. Kendimizi bir diktatörle kıyaslamak anlamsız gibi gelebilir ama, hepimizin içinde yanlış ifadelerin peşine takıldığında diktatör olabilecek bir potansiyel olabilir. Adolf Hitler de insandı. Dünyayı güzel bir hale getirmeye de çabalıyor olabiliriz, bu en sevdiğimiz tatlıdaki fazla şerbet, yağ veya şeker gibi onu ağırlaştıran ve tadını bozan bir şey de olabilir. Belki de bir eski sevgiliniz sizden “fazla iyisin“ diyerek ayrılmış bile olabilir… Kulağa çok saçma gelse de ve belki de “fazla iyisin” diyenlerin bazıları bir şeyi bahane etmeye çalışıyor olsa da gerçek de olabilir bu his, bu durum. 

8 milyar bileşenli bir yemekte, sadece birey olarak varlığımızın eksikliği veya fazlalığı bu yemeğin tadını değiştirecek olduğunu bilmek bana çok farklı bir perspektif kattı hem kendime hem de her bir insana karşı. Burada kendimize bazen büyük yükler yaratabiliyoruz ve/veya kendimizi değersizleştiriyoruz. Biz olmadan eksik olmayacağını düşünebiliyoruz örneğin. Bunu değiştirmek herkese yarayacaktır. Bir de önemli bir soru daha var burada sorulması gereken. Bu yemeği kimin tatmasını istiyoruz ki?

Yemeğin kimin tatmasını istiyoruz çok güzel bir soru çünkü sevgiyi doğru yerde ve zamanda aramadığımızda sevgiyi hak etmediğimizi varsayabiliyoruz, ne yazık ki. O yüzden her bir insanın, doğru yer ve zamanda yemeğe giren doğru miktardaki ahududu olma fırsatı var. Aynı zamanda yer fıstığına alerjisi olan birine bunu yedirmeye çalışma olasılığı da. Tam da bu nedenle belki de herkes ile herkes iyi bir uyum içerisinde olmak değildir diye düşünmeden edemiyorum.

Sen, bu dünya sofrasında eksikliği hissedilebilecek birisin. Senin doğru yerin ve miktarın nasıl olmalı?

Tarih:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir