İçeriğe geç

Sessizliği dinledim

Evimin salonundaydım, etrafımda olan biteni fark etmeye çalışıyordum. Zihnim sessiz ve sakindi, vücudumun temas ettiği yerlerde olan biteni gözlemliyordu. Vücuduma temas eden havayı fark ediyordum, sıcaklık farklılıklarını fark ediyordum ve sessizlik bir anda bozuldu. Kafamın içinden bir ses, zamanla olan ilişkin ne diye sordu. Adeta bir zihin krampı yaşadım. Zihnim artık sessiz değildi ve rahatlığını da kaybetmişti. Adeta zihnimin kuyusuna bir taş attım ben de, “ney ulan bu zaman ile yaşadığım deneyim” diyerek…

O taş düşmeye başladı zihnimin derinliklerine doğru. Kuyunun çeperlerine çarparak sesler çıkardı ara ara, “Savaş” dedi, “Kaybedeceksin” dedi, “Sence?” dedi… Bir süre bu taşın çeperlere çarparak zihnimde yankılanmaya neden olan düşünceleri dinlemeye çalıştım. Sonra zihnimde bir sohbet başlattım. 

Bilge bir Kadir Can vardı karşımda. Yaşlıydı, sakalları uzun süredir kendi başına bir yolculuğa çıkmış gibi duruyordu, yüzündeki buruşukluklar bana her şeyi anlatabilirsin diyordu. Ben ağzımı açmak istiyordum ama neyi soracağım konusunda fikrim yoktu. Neyi öğrenmek istiyordum bu adamdan diye kendime sorarken o sözlerine başladı. “Gözler sadece önünü görür. Bazen geriye dönüp bakmak gerekir, geldiğin yere nerelere uğrayarak geldin diye. Bunların neredeyse hepsinde sen zamanın yanındaydın. Hepsi kendine has bir ışıkla parlıyordu. Peki, bu anılar nasıl birbirinden ayrılıyor olabilir?” dedi. Evet gerçekten de her anın kendine has bir teması, bir hissi vardı. Yaşanan duygular bazılarında daha belirgin, bazılarında daha silikti. Bazı duyguların varlığı fark edilmiş bazıları ise edilmemişti. Bazıları gerçekten de diğerlerinden çok daha parlaktı. Neydi onları parlatan diye sordum bilge Kadir Can’a… “Sence?” dedi. O an bir şeyin kulağımı tırmaladığını fark ettim ve sordum yaşlı adama, zamanın yanı neresi yahu? “Geçmişinde zamanı nasıl deneyimledin? dedi. İçimden düşünmeye başladım. Garip sularda yüzdüğümü hissettim, zamanı deneyimlemek de ne demek? Ben daha bedenimi, zihnimi ve etrafımı zor deneyimliyorum, zaman nasıl deneyimlenir ki? Neyle deneyimlenir ya da. Nasıl bu deneyim somutlaştırılır? Somutlaştırılmadan da anlaşılabilir mi? Zihnimdeki taş hız kazanmıştı ve çeperlere daha sık çarpıyordu… “Zaman nasıl deneyimlenir ki” dedim yaşlı adama pes edip. “İçinde” dedi. İki şey geldi hemen aklıma. İlki kendi içimde zamanı deneyimlemem. İkincisi ise zamanın içinde zamanı deneyimlemem. “Daha çok parlayan bu anılarda ortak neler var?” dedi yaşlı adam ben düşünürken. Düşünmüyorum, sadece yaşıyorum dedim. “Yaşamak.” dedi yargısız bir şekilde. Evet galiba yaşadığım anlar daha parlak izlediğim anlara göre ve daha nadirler dedim… “Yaşamayı tarif eder misin” diye sordu bilge. Akışkan olmak, bedeninin yapacağın şeyi aklından daha iyi bilmesi bazen. Bazense düşünmek için düşünmek, akışta kalarak. Geri kalan zamanlarda kendi yaşamımı izliyormuş gibi oluyorum, yaşamıyorum sanki. “Hayattasın, ama yaşamıyorsun. O halde ne yapıyor olabilirsin?” dedi bilge. Harbiden ben ne yapıyorum dedim içimden önce. Sonrasında, insan ‘her şey’i isteyebilirken, ‘hiçbir şey’e de tamam olabiliyor dedim bilgeye. Her şeyin peşinde koşarken hiçbir şeye bile sahip olamıyorum galiba. Sahip olduğum tek şey zamanken, ben onunla mücadele verdiğimi zannediyordum, kazanma ve kaybetme gibi sonuçları olacak bir mücadele olduğunu düşünüyordum içten içe ama aslında aynı spor dalında bile değilmişim. Şu an soruma cevap verebilirim dedim. 

Zaman, iki kalp atışımın arasını dolduran şey. Ben zamanın içindeyim, o da benim içimde. Sahip olduğum tek şey ve hiçbir şey. Zaman kusursuz sessizlikte dahi dinleyebileceğim, zifiri karanlıkta dahi görebileceğim şey. Sahip olduğum yegâne şeye daha meraklı gözlerle bakacağım artık. Zamanın sonsuzluğunda akışkan bir yolculuk diliyorum kendime dedim yaşlı adamın önünde. 

Yaşlı adam diyaloğumuzu sonlandıran sözlerine başladı. “Varmak istediğin yer yolun kendisi olduğunda, zaman arkadaşın olur. Varmak istediğimiz yer bir durak olduğunda ise zaman yoldaşın olur. Yol bittiğinde ise yoldaş ile yollar ayrılır. Yolda olmak isteyenin yolu bitmez ve arkadaşlığı baki kalır. Sen bittiğinde ise arkanda zamanın insanlara anlatacağı bir yol kalır. Zamanın senden sonrakilere seni anlatacağı bir yolculuk dilerim senin için.” Dedi ve karanlığa karıştı. 

Tekrar bulunduğum yere döndüm. Odaya bir baktım, birlikte yaşadığım kedilerime, Nik ve Köpüğe, bir baktım. Yeni bir arkadaş edindiğimi hissederek oturduğum yerden kalktım ve günüme devam ettim…


O koltuğa her şeyin peşinde oturdum, hiçbir şeyin içinde her şeyi bularak kalktım.

Sen zamanı nasıl deneyimliyorsun?

Tarih:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir