İçeriğe geç

Hamal

Hiç düşündün mü birini affetmenin ya da affetmemenin sana neler yaptığını. Peki kendini kindar biri olarak nitelendirir misin? Hiçbir zaman kindar biri olmadım. Bunu nasıl yaptığıma dönüp baktığımda şunu söyleyebilirim ki, ben insanları yeterince anladığımda kızamıyorum. Kızamadığın zaman da affedecek bir şey olmuyor haliyle. Ama senin işini kolaylaştırmaya çalışacağım merak etme. 

Bilincimiz ve bilinçaltımız çok farklı şekilde çalışıyor. Mesela aşırı basitleştirip kabaca şöyle söyleyebiliriz, bilinçaltında her şey eş zamanlı oluyor. Yani geçmiş kavramı ya da gelecek kavramı bilincimizde olduğu gibi değil. Sen neyi hatırlamayı ya da unutmamayı seçersen aynı film baştan oynuyor. Sinemanın makinisti de aslında sensin. Bu yüzden etrafında 20 yıl 30 yıl öncesinde yaşanan olaylara hala hiddetlenen birini görebilirsin, hatta belki o kişiyi aynada görüyorsundur. Mesela birisinin 25 yıl önce istediği gelinliği alamadığı için hala kayınvalidesine nefret besliyor olmak hayatına pozitif ne getiriyor olabilir ki? Belki de sen negatiften çok güzel beslenen bir insansın. Bunu bir motivasyon aracı olarak görüyor ve hatta bunu adeta aracının yakıtı gibi bile kullandığını düşünüyor olabilirsin. Ancak bence bir yakıt olarak yardımcı oluyorsa bile bu sadece yağ yakmaya benziyor olabilir. Belki sana güç veriyordur bir miktar ama bunu sürdürülebilir bir şekilde vermeyecek ve senin pürüzsüz bir şekilde çalışmanı sağlayan yağları bitirdiğinde ise hararet yapmana neden olacak. Burada yapmaya çalıştığım şey de asla bir eleştiri değil. İşine yarıyorsa, sana hizmet ediyorsa dokunma zaten. Ama yapılan araştırmalarda, daha iyimser insanların kötümser insanlara kıyasla yaklaşık %15 daha uzun yaşadığı sonuçlar ortaya konmuş. Affetmemeyi tercih eden insanların daha pesimizme yakın olduğunu düşünüyorum, Bu bilimsel bir araştırma değil sadece benim görüşüm.

Affetmek veya affetmemek, buna biraz da biyolojik çerçeveden bakarsak aslında affetmeyerek yapmaya çalıştığımız şey, canımızı yakmış bizi çok üzmüş bir şeyin tekrar başımıza gelmemesi için önlemler almak olarak adlandırabiliriz. Çok akıllıca görünüyor olabilir, ama işleyişte pek de öyle değil. Mesela kusma refleksine dönüp bakarsan aslında altında çok ciddi bir biyolojik zekanın yattığını görürsün. Modern dünyanın önüne sunduğu herhangi bir şeyden kaynaklı stres olduğunda miden ya da kalbin etkilenir. Çünkü eğer stresten miden bulanıyorsa bu vücudunun basitçe ben zehirleniyorum öleceğim şimdi kusmam lazım demesi. Gerçekten öleceğimizi düşünecek ne gibi bir tehdit ile karşılaşıyor olabiliriz ki modern dünyada? Biz affetmeyerek psikolojik ve biyolojik olarak kendimizi korumaya çalışıyoruz, peki, ama ne elde ediyoruz? Her geçen gün daha yorgun biri oluyor olabiliriz, başka alanlarda kullanabileceğimiz enerjimizi buraya kanalize ediyor olabiliriz. Daha kötüsü, affetmeyerek korunmaya çalıştığımız şey sanki başımıza bir sonraki seferde de tam olarak bir önceki gibi gelecekmiş gibi pozisyon alıyor olabiliriz. Aynı nehirde iki kere yıkanabilir misin diye sorarım sana, rasyonel bakınca ne kadar da abest olduğunu vurgulamak adına. Bir de yavrucuğum bilinçaltının sana yaptığı eziyeti düşün. Aklında tutarak oynatmayı seçtiğin film, izlemekten korktuğun ve hatta acı çekerek izlediğin filmin ta kendisi. Hatırladığın için daha stres olduğun, stres olduğun için hatırladığın bir döngü bu durumu özetler mi sence?

Bir söz vardır ya tavşan daha küsmüş dağın haberi yok diye. Tam da olaylar genelde böyle aslında. Çünkü empati dediğimiz şey, gerçek bir empati, karşı tarafın ne hissettiğini tam olarak anlamaktır ve bu bir unicorn kadar nadir bir şeydir. Hatta belki de imkansız bir şeydir. Çünkü geçmişimizden getirdiğimiz öğrenimlerimiz, genetiğimiz ve karakterimiz kaynaklı pek çok filtrelere sahibiz. Aynı şeylere bakarken bile o filtrelerden geçip bize ulaşanlar aynı kalamıyor. Dolayısıyla affedilmeyen kişi affedilmediğinin farkında değil çoğu zaman. Farkında olsa bile neden affedilmesi gerektiğini affetmeyen sen gibi anlama potansiyeline de sahip değil. Affetmeni istediğin davranışını biliyor olabilir ama neden bunu hissettiğini de asla %100 olarak anlayamayacak. Peki o halde sorarım sana, affetmeyen ve affedilmeyen ilişkisinde bu yükü kim taşıyor?

Olayın kendisi geçmişte gerçekleşti. Sen bu filmi geleceğe tekrar tekrar oynatarak götürmeye karar verdin. Bunu yapmaya değiyor mu? Çünkü bunun bir alternatifi olmalı. Mesela, bu başıma gelenden ne ders çıkarabilirim diye çıkarımlarını yapıp daha sonra bu konuyu kapatmak aslında hamallığına son verebilir. 

Affetmek ve/veya bağışlamak senle ilgili. Senin kendine yaptığın, kendi zihninin kendine yaptığı bir şey. Kendi bilinçaltının senin önüne getirdiği bir şey. Olay gerçekleşti ve bitti. Bağışlamadığın ve/veya affetmediğin her ne var ise bu hamallığı bırakmaya hazır mısın? Geriye sadece bu soruya cevap vermen kalıyor. Seni hafifleten kararlar vermen dileğimle.

Tarih:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir