Success consists of going from failure to failure without loss of enthusiasm. Bu cümleyi MIT’nin open-source bir eğitiminde ilk defa duydum ve anında dank etti. Bu ancak gerçekten farklı şeyleri yaşamış birinin fark edebileceği bir şeydi. Zaten W.Churchill söylemiş.
Ben de bunun üzerine düşündüklerimi not almaya başladım. Gerçekten hayran kaldığım bir cümle. Çünkü bakış açısı sana hayatın neye benzediğini bütün şeffaflığı ile anlatıyor. Başarı lineer bir şekilde ulaşabileceğimiz bir yolculuğa sahip değil. İnişleri ve çıkışları olan, yazı ve kışı, yağmuru çamuru, üşümesi terlemesi olan bir yolculuk.
Peki biz bu yolculuğa nasıl bakıyoruz? Başarı tanımlarımız neye benziyor ve gerçekçi mi? Bize hizmet ediyor mu? Bu çok değerli sorulara bir mercek tutmaya çalışacağım yazımda. Gerek kültürümüz gereği, gerek bu kültürün ortaya çıkış nedenlerinden oluşan geçmişimiz gereği başarısızlıkla pek aramız yok bence. Başarısızlığa çok kişisel yaklaşıyoruz hatta. Belki de duyduklarımızı daha çok kimlik düzleminde algılıyoruz hatta. Belki davranışlarımızı değerlendirirken davranış düzeyindeki bir gözlemi genelleyerek kimlik düzleminde yorum yapıyoruz. Bu yüzden de toplumumuz genellikle geri bildirim almayı da vermeyi de pek iyi bilmiyor. Oysa ki denemeye ne kadar açık olursak öğrenmeye de o kadar açık olacağız. Öğrenmeye ne kadar açık olursak da değer yaratmak için elimizde o kadar fazla fırsat olabilecek. Ama çoğu zaman olmuyor çünkü denemek istemiyoruz. Çünkü ancak denersek başarılı olabileceğimiz gibi, başarısız da olabiliriz.
Peki böyle bir konumda biz kendimizi aşıp öğrenmeye daha açık hale nasıl gelebiliriz? Denemeye daha açık hale nasıl gelebiliriz? Başarısızlık dediğimiz şeylere, tanımı her neyse, kucak açabilecek hale nasıl gelebiliriz? Kendimizi aşmaya bu sorulara yanıt arayarak başlayabiliriz. Hatta, eğer bir cevabın varsa bu sorulara hemen not almalısın. Aklına henüz bir şey gelmiyorsa gel beraber nasıl bunun üzerine düşünebiliriz diye düşünelim.
Tanımlar bizim o şeyi anlamamızı sağlayan, adlandırmamızı sağlayan ve anlamlandırmamızı sağlayan ana çerçevedir. Örneğin istemediğim bir sonuç aldığında cümlenin yapısına bakarak bile başlayabilirsin. Cümle yapılarına bakarken tam olarak kendinle ne şekilde bir iletişim kuruyorsun göreceksin. Örneğin diyelim ki bir yatırım yaptın ve zararla bu yatırımdan çıktın. Ben başarısız oldum mu diyorsun kendine? Ben başarısızım mı diyorsun? ya da ben bundan ne öğrenebilirim diye mi soruyorsun? Hangi varsayımım / tahminim beni yanılttı diyorsun belki de? Sadece cümlenin öznesi ve nesnesine bakarak bile birçok şeyi anlayabilirsin. Bu noktada, naçizane bir öneride bulunmak isterim. Şimdi sana bir lens vereceğim esasen. Dünyaya bir de bu lensten bakmanı temenni ederek. Belki de bu lens görmekten keyif alacağın yerlere kafanı çevirmeni ve en güzel şeylere zoom yapmanı sağlar.
Koçluk eğitimlerimde öğrenmiştim bunu, adı mantıksal algı boyutları. Kimse buna lens demedi ama aslında aynı bir fotoğrafçının lensi gibi dünyayı anlamamızı sağlayacak bir lens görevi görebilir senin için. Mantıksal algı boyutları 5 katmandan oluşuyor. Bunlar en alttan yukarıya bir piramit gibi ilerliyor. Piramit olmasının nedeni aslında yukarı çıktıkça alanının daralması yani aslında kullanım sıklığının da daralıyor olması. Ve tabi yukarı çıktıkça daha geniş bir bakış açısına ulaşıyor olması. Bu piramidin aşağıdan yukarıya sırası şu şekilde:
- Çevre ve Zaman Düzlem
Bu katman bizle ilgili olmayan ve en az kişisel algılanabilecek katman. Olayların içindeki yer ve zamanı anlatan kısım.
- Davranış Düzlemi
Bu katmanda aslında canımızın hiç yanmıyor olması gerek. Ama canımızı yakma ve veya kendimizi manipüle etme olasılığımızın başladığı ilk yer de ne yazık ki burası. Davranış katmanında vermek istediğimiz mesaj davranış ile ilgili. Kadir’in araba kullanışı agresiftir bir örnek olabilir. Böyle söyleyince e ne var bunda diyor olabilirsin ama gel bir de başarı konusundaki cümlelere bakalım hemen. Davranış düzleminde başarı ile ilgili iyi bir cümle : İstediğim sonuçları bu denememde almadım. Bu cümleyi davranış düzleminden taşırıp alamadım demek yerine alamıyorum ile bitirirsek mesela ya da ben istediğim sonuçları alamam gibi bir genelleme ile kurarsak sence duygu ve düşüncelerimizi etkileyecek o kapıyı aralamıyor muyuz?
- Yetenek ve Beceri Düzlemi
Şimdi daha kaygan bir zemine geldiğimizi hissettiğine eminim. Kadir iyi sonuçlar alamaz cümlesi, Kadir’in canını pek tabii sıkabilir. Kadir buna izin verirse tabi. Hepimiz kendi canımızı yakıyoruz ve başkalarının yakmasına izin veriyoruz, verdik ve vereceğiz. Ama bunu olabildiğince kontrol altına alabiliriz de. Birisi bizim yetenek ve yetkinliklerimizi gerçekten objektif bir şekilde değerlendirebilmesi için öncelikle anlamlı bir süre gözlem yapabiliyor olması gerekir. Yoksa tek bir olaydan çıkarım yapacak kadar sığ bir yorum olabilir sadece duyacağın cümleler. Gerçeği yansıtıp yansıtmaması yorumun sığ olduğu gerçeğini de değiştirmeyecek. Birisinin gerçekten yetkinliğine ve becerilerine karşı objektif geribildirim verebileceği durumların başında anlamlı bir süredir çalıştığın süpervizörün veya mentorun olabileceği geliyor. Aslında bu konuda sen de kendine çok objektif bir şekilde yaklaşabilirsin ama öncesinde bazı önlemler alman lazım. Mesela günlük tutmak, bir şey yapmadan önce hangi niyet ve hedef ile yola çıktığını yola çıkmadan yazıp, sonucu aldığında da bu hedef ile sonucu karşılaştırdığın takdirde çok da objektif bir şekilde kendini değerlendirebilirsin. Bu düzlemde duyduklarımıza hangi gözle bakacağımızı okuduğuna göre, başka birine de bu düzlemden bir geri bildirim verirken daha özenli yaklaşacağına artık adım gibi eminim.
- Değer ve İnanç Düzlemi
Zeminin buz kestiğini fark ediyor musun? Ulvi inançları bir kenara koyalım şimdilik. Birinin aslını öğrenebileceği bir şeyin aksine inanıyor olduğu bir durumda, ne zaman fikrini değiştirebildin en son? Bu çok nadir olabilecek bir şey çünkü inançlar güçlü yapılar. Değerler de öyle. Bir insanın kendi becerisine olan inancı kendine olan güveniyle doğru orantılı olacaktır mesela. Hatta sağlık biliminde son yıllardaki araştırmalar insanların hastalıkları üzerine olan inançlarının onları hasta edebileceği gibi iyileştirebileceğiyle ilgili sonuçlar yayınlamakta. Bu gerçekten henüz keşfedilmesi gereken şeylerle dolu bir düzlem iken, birinin değerini veya inancını eleştirmenin ve üzerine yorum yapmanın ne pozitif katkısı olabilir ki? Şayet bu insan kendini fark etmeden sabote etmiyor ise bence buradan bir değer üretmeye çalışmak bile çok riskli. Aynı şekilde bu düzlemden gelen bir cümleye kulak asmak da ne kadar gerekli artık buna sen daha iyi karar verebilirsin.
- Kimlik ve Roller Düzlemi
Burası belki de uzay kadar soğuk ve sürtünmesiz bir alan. En ufak yaratacağımız hareket aksi yöndeki bir kuvveti bulana kadar hız kaybetmeden devam edebilir. Kadir çok iyi bir baba cümlesi belki de Kadir’in duyabileceği en güzel cümledir. Ama tam tersi de dünyalarını yıkabilecek etkiye sahip olabilir, her zamanki gibi Kadir buna izin verirse. Bu düzlemde konuşuyorsak benim gözümde yanılma payımız olmamalı. Keza, bize gelen cümleleri olduğu gibi almak yerine, cümleleri bozup, silip, genelleyip alt düzlemlerden bir anda kimlik düzlemine çıkarıyorsak bizim zaten düşmana ihtiyacımız yok, kendimize bile fazla geliyoruz demektir. Bunu yapıyorsak acilen değiştirmeliyiz. Bundan büyük bir sabotajı kendimize yapmamız gerçekten çok zor. “Bu denememde istediğim sonucu almadım” cümlesi bu bozma, silme ve genellemeler ile bir bakmışsın “ben başarısızım ve hiçbir şeyi başaramayacağım” cümlesine dönüşmüş. Daha da karanlığı, bu cümleleri kendimize söylediğimizi fark etmiyor bile olabiliriz. Bu düzlemde yapılacak sohbetler insanları teşvik etmeli. Güç vermeli, motivasyon vermeli. Umut vermeli. En azından bu benim görüşüm. Bir insanı olduğundan daha iyi biri olmaya itecek cümleleri en çok kullanabildiğim düzlem burası benim. Ama bunu tam tersi birini yıkmak için de kullanabiliriz işte bu yüzden, iyi bir insan olmak bizim elimizde.
Özetle, zaman ve yer düzlemi davranışın yapıldığı yer ve zaman ile ilgili. Davranış düzlemi aksiyon ile ilgili kendisi. Beceri ve yetenekler düzlemi, davranışları ortaya çıkarma kapasitemiz ile ilgili. Değer ve inançlar, aklımızı kapattığımızda kalbimizin söyledikleriyle ilgili. Kimlikler düzlemi ise yaptığımız değil olduğumuz şeyler ile ilgili. Değiştirmek istediğimiz şey hangi düzlemdeyse, yukarı çıktıkça değişim zorlaşacak, daha fazla dikkat ve özveri gerektirecek. Ama her bir düzlemde değişim her zaman mümkün. Fark etmediğin bir şeyi değiştiremezsin. Fark ettikten sonra değiştirmiyorsan ancak geç kalmış olabilirsin.
Değiştirmeye başlıyor musun, değiştirmek istediğin her ne ise?
İlk Yorumu Siz Yapın